UP - logo
E-viri
Celotno besedilo
Odprti dostop
  • Kavukcu, Mustafa

    01/2016
    Publication

    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2016 Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Instıtute of Science and Technology, 2016 Bilindiği gibi çevre koruma felsefesinde iki görüş hakimdir. Bu görüşlerden biri konservasyonist(conservationist) diğeri ise preservasyonist(preservationist) görüştür. Türkçede her iki görüş de korumacı olarak tercüme edilsede, konservasyonist görüş doğal kaynakların “akılcı kullanımı”nı, preservasyonist görüş ise hiçbir şekilde doğal kaynaklara dokunulmamasını ifade etmektedir. Günümüzde konservasyonist görüşün ağır bastığı söylenebilir. Dünya nüfusunun kontrolsüz artışına bağlı olarak insanların ihtiyaçları her geçen gün artmaktadır. Bu ihtiyaçları karşılamak endüstrileşmeyi, şehirleşmeyi ve ekonomik gelişmeyi gerektirmektedir. Bu değişimler gerçekleşirken çevresel kaynakların tüketimi ve ekolojik çevrenin tahribatı artmaktadır. Buna paralel olarak bu tüketim ve tahribatlar çevre kirliğini artırmakta ve çevresel kaliteyi düşürmektedir. Ekonomik gelişme ile çevresel kirliliğin artması çelişkisine henüz çözüm getirilememiştir. Bu konuda sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak için Mühendislik, Tıp ve benzer çevreler uzun zamandır bu konu üzerinde çalışmaktadırlar. Özellikle son yüzyılda gelişmiş ülkeler çevresel kirliliğe en fazla neden olmaları yanında, önlemeler alma konusundada başı çekmektedirler. Öte taraftan Avrupa Birliğinin uyum yasaları ve gelişen şartlara göre güncellenen kanun ve yönetmelikler çevrenin korunmasına destek vermektedir. Bu iyileştirici çabaların başında işyerlerinin uygun çalışma ortamlarının yanında, çalışma düzenlerinin ve çalışma sistemlerinin olması büyük önem taşır. İşyerlerine katkı sağlayabilecek yönetim sistemleri, firmaların politikalarının dışında tüm dünyada geçerli olan ISO 9001, ISO 14001 ve OHSAS 18001 yönetim sistemleridir. Bu kalite, çevre ve iş sağlığı güvenliği sistemleri her geçen gün birbirine yaklaşmakta ve bu üç yönetim sistemi entegre olarak kullanılabilmektedir. İş yerleri kendi yaptıkları işin özelliklerine göre yönetim sistemlerinin kombinasyonlarını seçmektedirler. Her ne kadar üç yönetim sistemi birbirinden ayrı sistemler olarak görülürsede aralarında birbrlerine sinerjik etki yapabilecek organik bağlar mevcuttur. Yedi yılda bir yapılan revizyonlarda her bir sistemin birbirine yakınsadığı görülmektedir. Bu konuya ilerleyen bölümlerde değinilecektir. Ne yazık ki çevreyi korumak için alınması gereken önlemlerde ülkemizde de gelişmeler olsada yeterli olmadığı uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Bunun en önemli göstergelerinden biri iş kazalarıdır. İş kazaları sadece can ve mal kayıpları ile sınırlı kalmamakta çevresel felaketlerede neden olmaktadır. Bu gibi durumları önlemek veya derinlemesine bir iyileştirme faaliyeti içinde olabilmek için firmalar veya tesislerde kanun ve yönetmeliklerin belirlediği kurallara uymak durumundadır. Bu kuralların uygulanmasındaISO 9001 ve buna entegre OHSAS 18001 sistemleri uygulayıcılara ve çalışanlara kolaylık ve düzen sağlayabilir. Böylece iş kazaları sebebi ile zaman ve mekan düzleminde oluşan büyük maliyetlere neden olan kayıpların önüne geçilebilir. Bu düzenleme ile aynı zamanda insan hatası sebebi ile çevreyi etkileyebilecek potansiyelkazalarında önüne geçilebilir. Çevresel felaketleri önleme toplumun çalışanları ile birlikte toplumun tüm bireylerinide kapsamaktadır. Bu çevre bilinci kavramını öne çıkarmaktadır. Bu bilinç belkide her yıl tekrarlanan insan kaynaklı orman yangınlarını engelleyebilir.Ya da atık yönetiminde veya geri kazanım konusunda topluma bir ivme kazandırabilir. Diğer taraftan var olan ve/veya kurulacak yeni tesislerin faaliyetlerinde fayda ve zarar ilişkileri iyi değerlendirilmelidir. Bunun için günümüzde Çevre Etki Değerlendirilmesi (ÇED) yapılmaktadır. Bu tesislerin faaliyetlerinden kaynaklanan çevre etkilerinin yerel olmadığı aksine global olduğu bilim insanlarınca kabul edilmiş bir gerçektir. Günümüzde insalar bek¬len¬ti ve ih¬ti¬yaç¬la¬rı¬nın en üst dü¬zey¬de kar¬şı¬lan¬ma¬sı¬nın ya¬nı ¬sı¬ra , ya¬şa¬dı¬ğı çev¬re¬nin korunması hatta daha iyi hale getirilmesi ve yaşadığı çevreyede¬ğer ve¬ril¬me¬si¬nita¬lep et¬mek¬tedirler. Bu husulara aykırı olan uygulama ve eylemlere karşı itiraz etmekte hatta direnmektedirler. Bu gelişme¬ler kuruluş¬la¬rın çev¬re ile etkileşim¬le¬ri¬ni kont¬rol al¬tın¬da tu¬ta¬bil¬me¬le¬ri¬ni ve çev¬re ic¬ra¬at ve ba¬şa¬rı¬la¬rı¬nı sü¬rek¬li iyileş¬ti¬re¬bil¬me¬le¬ri¬ni sağ¬la¬ya¬cak yö¬ne¬tim sis¬tem¬le¬ri¬ne ih¬ti¬yaç bu¬lun¬du¬ğu ger¬çe¬ği¬ni or¬ta¬ya çıkarmış¬tır. Çev¬re Yö¬ne¬tim Sis¬te¬mi tüm dün¬ya¬da ISO 14001 Stan¬dar¬dı ile bi¬lin¬mek¬te¬dir. Çev¬re Yö¬ne¬tim Sis¬te¬mi¬nin, ISO 9001 Ka¬li¬te Yö¬ne¬tim Sis¬te¬mi Stan¬dar¬dın¬dan son¬ra ulus¬la¬ra-ra¬sı kuruluş¬lar¬da ta¬nın¬ma¬sı ve uy¬gu¬lan¬ma¬sı çok hız¬lı ol¬muştur. 1969 yılında ABD’de yürürlüğe giren Ulusal Çevre Politikası Kanunu (National Environmental Policy Act)gerek AB ülkeleri, gerekse diğer dünya ülkelerinde halen en etkin çevre yönetim aracı olarak yerini alan ve gün geçtikçe de bu yeri sağlamlaştıran ÇED, Ülkemizde 1998 yılından bu yana 18/12 sayılı Çevre Yasasının 52. maddesi uyarınca hazırlanan ÇED Tüzüğü kapsamında uygulanmaktadır. Bilindiği gibi Çevre Etki değerlendirmesi belirli bir projenin veya faaliyetin çevre üzerindeki etkilerin belirlendiği bir süreçtir. Bu süreç, karar verme süreci olmayıp karar verme sürecine etki eden ve bunu destekleyen bir süreçtir. ÇED ; yeni projelerin ve gelişmelerin, çevreye verebileceği süreli veya süresiz potansiyel etkileri, ekonomik katma değerinin, sosyal etkisinin sonuçlarını ve çözümlerinin değerlendirmesi analizini kapsamaktadır.Bu çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bir model oluşturulmuştur. Çevresel etki büyüklüğünü ortaya çıkarabilmek için, endüstriyel gelişim ve çevresel kirlilik çelişkisine sebep olan ana parametreler göz önüne alınmıştır. Elde edilen çevresel Etki Büyüklüğü Çevre Yönetim Sistemleri (ÇYS) kullanılarak azaltılmıştır. Bu çalışmalar sürecinde kullanılabilecek en uygun yöntemlerin Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) ve Bulanık Mantık modellerinin olacağı düşünülmüştür. Analitik Hiyerarşi Modelinin seçilme nedeni, çevresel Etki Büyüklüğünü ortaya çıkaracak alt faktörlerin hiyerarşisine sistematik bir yaklaşım sağlamaktır. AHP temel özelliği olan ikili karşılaştırma yöntemi ile tüm alt faktörleri birbirleriyle ikili olarak karşılaştımıştır. Kullanılan yöntemler klasik mantık teorilerini temel alan yöntemlerdir. Bu nedenle çevresel faktörler genellikle sayısallaştırılamayan, eksik, kusurlu ve elde edilemeyen bilgilerden dolayı net ve açık bir şekilde değerlendirilememektedir. Bu sebeplerle belirsiz ve şüpheli olan değerlendirmelerde, Bulanık Mantık tabanlı modelleme kullanılmıştır. Bulanık Mantık modeli ile uzman görüşlerinin dilsel değişkenleri, belirsizliklerin ve eksik verilerin yerine bir girdi olarak kullanılmıştır. Böylece çevresel Etki Büyüklüğünü hesaplamada kullanılan Faktör indeksi ve üyelik dereceleri bulunmuştur. Önerilen yaklaşımın uygulama adımlarında, bir işletmenin çevreye verdiği etkiler ve çevre değerlerinin işletmeden etkilenmesi “büyük” ve “küçük” nitelemeleriyle değerlendirilmiştir. Olası kombinasyonların elde edilen Etki Büyüklükleri hesaplanmıştır. Hesaplanan etki büyüklüğünü Çevre Yönetim Sistemi kombinasyonları olan ISO 9001, ISO 14001 ve OHSAS 18001 ile azaltma yöntemi geliştirilmiştir. Bu çalışmada kullanılan yöntemler ve değerlendirmeler, herhangi bir işletmenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesinde somut, anlaşılır ve sayısal bir modellendirme gerektirdiğini ortaya çıkarmıştır. Çevre ve ilgili çevrede bulunan işletmenin etki değerlendirmelerinde ekosistem ve işletme arasında sayısız oranda etkileşim faktörleri, çevresel etki büyüklüğünü elde etmede ana eksen olarak ele alınmıştır. Diğer taraftan çevresel etki değendirmesinde elde edilen etki karekterizasyonları ile, karar vericiye, resmi ve hukuki çevreye,karar verme aşamalarında kullanılabilecekleri ,dilsel ve insani koşulların neden olduğu belirsizlikler, somut, sayısal ve ölçülebilir bir değer haline getirilmiştir. Böylece karar vericinin, elde edilen bu somut verilerle herhangi planlı veya izinli bir faaliyetin yada projenin, çevre yönetim değerlendirmesini kolaylıkla yapabileceği aşıkardır. Önerilen modelde bir işletmenin çevre ile ilişkileri dört kombinasyon halinde ele alınmıştır. Bu kombinasyonlardan birincisi, işletmenin çevreye etkisinin büyük ve çevresel etkilenmeninde büyük olduğu, ikinci kombinasyon işletmenin çevreye etkisi büyük ve çevresel etkilenmenin küçük, üçüncü kombinasyon işletmenin çevreye etkisinin küçük ve çevresel etkilenmenin büyük, dördüncü ve son kombinasyon işletmenin çevreye etkisinin küçük ve çevresel etkilenmenin küçükolduğu durumlardır. Uygulama sonucunda ortaya çıkan etki büyüklüğünün sınıfı ve derecesi belirlenmiştir. Ortaya çıkan etki büyüklüğünün Kalite, çevre yönetim , iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin kombinasyonları ile nasıl azaltılabileceği yöntemi gösterilmiştir. Bu seçimlerde işletmeye hesaplamalarda ortaya çıkan etki büyüklüğünün azaltılmasında maliyetleri azaltabilecek optimum çözüm yoluda gösterilmiştir. Modelde, Çevresel Etkilerin azaltılmasına katkı sağlamak amacıyla, işletmenin özelliğine göre iyileştirme aracının Çevre Yönetim Sistemlerine destek olarak kullanılması tavsiye edilmektedir. Çevresel Etkileri azaltılmada Çevre Yönetim Sistemlerinin araçlarından faydalanılan bir derecelendirme skalası elde edilmiştir. Böylece Çevresel Etki değerlendirmeleri için, karar vericiye esnek alternatifler sunulmuştur. Modelin, Projelerin planlama aşamasındaki ÇED çalışmalarında kantitatif destek olarak kullanılması önerilmektedir. Çalışmada kullanılan modelle işletme ve bulunduğu çevrede oluşan karşılıklı etkileşimlerin, kullanılacak Entegre Yönetim sistemleri ile işletmelerin yarattığı olumsuz çevresel etkilerinazaltılabileceği veya kabul edilebilir sınırlara getirilebileceği umut edilmektedir. Nowadays people need is increasing with e